ARAP İSYANI; Araplar Bizi arkadan vurdular! -mı?

ARAP İSYANI; Araplar  Bizi arkadan vurdular! -mı?
1916’da patlak veren Arap İsyanı’nın ülkemizde algılanışı çok eksik ve yanlıştır. Haziran ayında başlayan bu önemli olay, özetle, 1. Dünya Savaşı’nda “Arapların bizi sırtımızdan bıçaklaması” biçiminde bilinir. “Araplar, Britanyalılarla birlik olmuş ve ordumuzu arkadan vurmuştur”.

Bu algıda sorgulanması gereken ilk nokta, “Araplar” adlandırmasıdır. İsyanı çıkaranlar Araplardır ama, bütün savaş boyunca, yani Mondros Bırakışması’na kadar, birçok Arap, ister Bâb-ı Âlî bürokrasisinde olsun, ister yerel yönetimlerde çalışıyor olsun, isterse Osmanlı ordusunda subay olsun, Osmanlı Devleti’ne sadık kalmıştır. Kaçıp, Mekke Şerifi Hüseyin ibn-i Ali’nin kuvvetlerine katılan Arap subaylar da vardır ama, sadık kalanlar daha çoktur.

Öte yandan, ister Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin’de olsun, isterse Irak’ta; isyanın başladığı duyulduğunda buna katılan nere - deyse hiç olmamıştır...
ARAP İSYANI; Araplar  Bizi arkadan vurdular! -mı?
İlk olarak, Arap eşraf ve aydın - larının uzun zamandır istedikleri ve bir tür yerinden yönetim olarak özetleyebileceğimiz hakları (örne - ğin yönetimde ve mahkemelerde Arapçanın da kullanılabilmesi ya da asker veya sivil Arap memurların Arapçanın hakim olduğu bölgelere atanması) Osmanlı hükümetince 1913’te kabul edilmiştir. Bu girşim, Arapların ezici bir çoğunluğunu Osmanlı yönetimine bağlamıştır.

İkinci olarak, Arap aydınları - nın önemli bir bölümü, Osmanlı yönetiminin sona ermesi halinde Arap topraklarında bağımsızlı - ğın sözkonusu olamayacağının, yurtlarının Fransa veya Büyük Britanya egemenliğine geçeceğinin bilincindedir...

Hüseyin ibn-i Ali’nin hırs ve korkularıyla başlayan isyanın kimi sırtından bıçakladığı, yani genelgeçer algıdaki “biz”in kim olduğu meselesine gelecek olursak; sırtından bıçaklananlar arasında birçok Arabın, hattâ Arapların çoğunluğunun da olduğu anlaşılır. Ama buradaki “biz”de, “Osmanlı” ve “Türk” kimliklerinin birbirine ka - rışması diye özetleyebileceğimiz bir sorun olduğu gibi, “biz”in “Osman - lılar” biçiminde okunması halinde de, içinde Arapların olmadığı bir Osmanlılıktan söz edildiği aşikârdır.

Ne var ki, Osmanlılıkla Türklüğü eşanlamlı gören bu yaklaşım, Türk milliyetçiliğinin hâlâ sürmekte olan bir sorunu olmakla birlikte, 1. Dünya Savaşı’nı yaşayan ve yeni Türkiye’yi kuran nesil için bir sorun değildi. Çünkü o neslin insanları, Arap topraklarını da vatan kabul eden Osmanlılar olarak yetişmişlerdi ve birkaç yıl öncesinde Trablus - garp’ı İtalyanlara karşı korumaya çalışırken de vatan savunması yapan insanlardı.

Yorum Gönder

0Yorumlar