Bunlar kanseri tetikliyor

KANSER: Çağımızın en önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Modern çağın vebası olarak tanımlanıyor. Şimdilik çaresi bulunmadı...

Kanserden, korunmak için nelerden kaçınmamız gerekiyor?

HORMONLU / ANTİBİYOTİKLİ KIRMIZI ETLER

Besi hayvanlarını büyütmekte, çok değişik hormonlar kullanılır. Hayvanın en kısa zamanda etlenmesi sırasında hasta da olmaması gerekir. Bunun için hayvana antibiyotik verilir. Bu hayvanlar, kesilip kasaplara gönderildiğinde biz tüketiciler tarafından satın alınıp mutfağımıza girer. Afiyetle yeriz. Hormonlu ve antibiyotikli etlerin tüketim için güvenli olmadığına dair çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Avrupa Birliği 1989’da, üye ülkelerde, ABD kaynaklı hormonlu etlerin satışını yasaklamıştır. Bu tür etler, özellikle kadınları etkilemektedir. Güvenli seçenek, çayırlarda serbestçe dolaşan sığırların etini satın almaktır. Böylece hayvanların yağlarında biriken toksinlerden de kurtulmuş olursunuz.

KİRLİ MEYVE VE SEBZELER

Marketlerde rengarenk, pırıl pırıl sebze ve meyveler görürsünüz. Bundan daha cezbedici bir manzara olamaz. Ama bu ürünler acaba gerçekte temiz midir? Kirli ürün, haşere ilacı bulaşmış ürün anlamına gelir. Bu ilaçlar zehirlidir ve yetişkinlerden çok, çocukları etkiler. Kendimizi ve ailemizi korumak için “Kirli Düzine” (Dirty Dozen) olarak bilinen 12 meyve ve sebzeyi bilmemiz gerekir. Bunlar; çilek, elma, nektarin, şeftali, kereviz, üzüm, kiraz, ıspanak, domates, sarı yeşil ya da kırmızı dolmalık biber, çeri domates ve salatalıktır. Çare, organik ürünler almaktır.

GDO’LU ÜRÜNLER 

Bunlar genetiği değiştirilmiş organizmalardır. Ürüne, bir başka türden alınmış DNA’lar yerleştirilerek oluşturulur. Bunu, ürünü mükemmel hale getirmek için yaparlar. Bu ürünlerin raf ömrü uzar, haşerelere, virüslere karşı dirençleri artar. Kısacası, kolay kolay bozulmazlar. Dünya nüfusu artmakta, buna karşılık tarım yapılan arazilerin alanı sınırlı kalmaktadır. GDO’lu ürünler, gelecekte açlığa çare olarak gösterilse de karaciğer, böbrek ve hormonlara verdiği zarar, kansere neden olup olmadığı, halen tartışma konusudur. En iyi strateji, organik besin maddeleri almaktır. Ürün üzerine “GDO’lu” yazısı yazılması, yasalarla zorunlu hale getirilmemiştir. Ama etiketine “GDO’suz ürün” yazılmasında da bir sakınca yoktur. Eğer güvenebilirseniz.

TURŞU

Bir tabak kuru fasulyeyi, yanında turşu ile yemek, olağanüstü bir lezzettir (Bu örnek, elbette ki ABD’den değil). Ama turşunun zararlı olduğunu bilmek, iştahımızı kaçırabilir. Her şeyden önce turşu içindeki yüksek tuz oranı, yemek borumuza ve midemize zarar verir. Ayrıca turşuda nitrat (nitrik asit tuzu) ve nitritler (kimyasal katkı maddesi) bulunur. Bunlar vücutta kansere neden olan nitrozaminlere (söz konusu iki maddeden oluşan kanserojene) dönüşür. Nitrozaminler, DNA hücrelerine büyük zarar verir. Turşudan vazgeçemiyorsanız, kendiniz yapın. Teorik olarak her ürünün turşusu yapılabilir. Kavanoz (cam olmalı) içine taneli kaya tuzu, üzüm sirkesi, kırmızı biber, limon tuzu, sarımsak koyup ürünü sıkıca basın ve gerisini suyla tamamlayın. Bir buçuk-iki ay sonra turşunuz hazır olur. Hiç olmazsa turşunun içine ne konduğunu siz bilirsiniz ve tuz miktarını da sağlık durumunuza göre ayarlayabilirsiniz (Bu tarif de ABD’den değil. Çünkü Amerikan turşusu tatlı olur). 

RAFİNE BEYAZ ŞEKER

Aşırı şeker tüketimi, bağışıklık sistemini baskı altına alır. Vücudun mineral dengesini altüst eder, hiperaktiviteye, anksiyeteye, yorgunluğa, depresyona ve artrite (eklem iltihabına) yol açar, kilo aldırır. Bağışıklık sisteminin zayıflaması demek, kanser riskinin artması demektir. Çünkü şeker, vücutta, özellikle de bağırsaklarda zehirli organizmaların, dolayısıyla da kanser hücrelerinin oluşmasına sebep olmaktadır. Yediklerinizi tatlı hale getirmek mi istiyorsunuz? Doğal şeker ya da saf akça ağaç şurubu kullanın. Ya da meyvelerin şekerinden yardım alın.

RAFİNE BEYAZ UN 

Günümüzde hemen hemen herkes, rafine edilmiş beyaz unun sağlığımız için faydalı olmadığını bilmektedir. Kilo aldırdığı, çok tüketildiğinde obeziteye neden olduğu gerçektir. Hem tahılı hem ortaya çıkan unu rafine etmek, besleyici unsurları yok eder, içerdiği lif oranını azaltır. Bunun sonucu sindirim sorunları başlar, peklik kaçınılmaz olur. Unu beyazlatmak için yapılan kimyasal işlemlerde “alloksan” adlı bir kimyasal oluşur. Bu, zehirli bir maddedir ve diyabete sebep olur. Bilim adamları bu kimyasalı, sağlıklı laboratuvar hayvanlarını şeker hastası yapmakta sonra da onları tedavi etme yöntemlerini bulmakta kullanır. Beyaz un, yüksek glisemik indekse sahiptir ve kandaki şeker seviyesini hızla yükseltir (Glisemik indeks, karbonhidratların kandaki glukoz seviyelerine olan etkisini ölçer). Bu nedenle rafine edilmiş un ve şeker gibi karbonhidratlardan uzak durmak gerekir. Çünkü vücuda verilen bu zarar, kanser oluşumuna kadar gider. Neyse ki bir alternatifimiz var. Tam buğday unundan yapılan ekmek, çerez, kurabiye, makarna, kraker gibi. Yine de bu ürünlerin tüketimini abartmamalıdır.

YAPAY TATLANDIRICILAR

Bunlar, şişmanlamayı minimum seviyeye indirmesi, diyabetlerde kan şekeri seviyesini düşürmeye yardım etmesi için kullanılırlar. Halbuki, yapay tatlandırıcıların, kilo vermede hiçbir rolleri olmaz. Tam tersine kilo aldırırlar. Özellikle daha popüler olan aspartam, kişinin ensülin hassasiyetini şekerden daha çok kötüleştirir. Üstelik sakarin ve aspartam kullananlar, daha çok tatlı yeme ihtiyacı hissetmektedir. Yapay tatlandırıcılar, kullanan kişinin ruh halini bozmakta, enerjisini almakta, onları nörolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Yapılan araştırmalar, migrene de neden olduğunu ortaya koymuş, laboratuvar hayvanlarında beyin tümörleri oluşturduğu tespit edilmiştir. 

 ALKOL

Yakın zamana kadar az miktarda alkollü içki almanın zararsız olduğu hatta, sağlığa iyi geldiği bile söylenmiştir. Bu, tamamen yanlış bir düşüncedir. Alkol, her tür kanserin ana tetikleyicisidir. Hele sigara ile birlikte i ç i l d i ğ i n d e risk daha da artmaktadır. Alkol, yediğimiz, içtiğimiz sağlıklı ürünlerin vücuda olumlu etkisini de bozar. Alkol (etanol), “asetaldehid” adı verilen zehirli kimyasallar üretir. Ne kadar az alkol alırsanız, kansere yakalanma riskini o kadar düşürürsünüz. Hiç kullanmazsanız, en azından alkolden gelecek tehlikeyi sıfırlamış olursunuz.

PATATES CİPSLERİ

Oldukça popüler bir atıştırmalıktır. Ucuz ve lezzetli bir seçenektir. Bununla birlikte çok miktarlarda yapay tatlandırıcı, renklendirici ve koruyucu madde barındırırlar. Aynı zamanda çok tuzludurlar ve yüksek sodyum seviyesi bazı kişiler için sorun yaratabilir. Yağ oranları ve kalorileri çok yüksektir. Kilo almanıza neden olur. Yağları, sağlıksız trans yağlardır. Sağlığımız için tehlikelidir. Kolesterol seviyemizi yükseltir. Aynı zamanda cipsler, çok yüksek ısılarda kızartılır. Bu da akrilamid oluşmasına neden olur. Akrilamid, kanser yapan bir kimyasaldır. Hayvanlarda yapılan testlerde DNA’ya (Deoksiribonükleik asit - genetik talimatları taşıyan asit) zarar verdiği, bazı kanser türlerini tetiklediği anlaşılmıştır. Patates cipslerine en sağlıklı alternatif, kurutulmuş elma ve muz cipsleridir. Onlar da lezzetlidir.

HİDROJENİZE YAĞLAR

Adından da anlaşılacağı üzere içine hidrojen katılmış yağlardır. Böylece doymamış yağ, doymuş yağa dönüştürülür. Önce yağlara bakalım. Yağlar, doymuş ya da doymamış olarak iki gruptur. Doymuş yağlar tereyağı gibi hayvan kaynaklı ya da kırmızı etin çevresindeki yağlardır. Uzak durmamız gerekir. Doymamış yağlar ise oda ısısında sıvı halde olur. Zeytinyağı, fındık yağı gibi. Bunlara “tekli doymamış yağ” denir. Son derece sağlıklıdır. Mısırözü yağı ve ayçiçek yağı ise “çoklu doymamış yağlar”dır. Tekli doymamış yağlar kadar sağlıklı olmazlar. Konumuz olan hidrojenize yağlar, trans yağlar olarak da bilinir. Yağın içine neden hidrojen katarlar? Raf ömrünü uzatmak için. Sektör bundan büyük kazanç sağlar. Ama sağlığımız, kazançlı değil, uzun vadede zararlı çıkar. Bütün dünyada trans yağların sağlığa zararlı olduğu, kabul edilmiş bir gerçektir. Kanda kolesterol seviyesini artırırlar, damarların sertleşmesine neden olurlar. Yağlara yapılan bu işlem, kardiyovasküler (kalp-damar) hastalıklara ve kansere neden olan serbest radikalleri ortaya çıkarır. Kraker, kurabiye benzeri un mamulleri, trans yağlardan yapılır.

MİKRODALGADA PATLAMIŞ MISIR

Patlamış mısır, sinemalarda, tiyatrolarda, halka açık mekanlarda satılan, insanların en çok beğendiği atıştırmalıklardan biridir. Kolaylık olsun diye içine mısır taneleri doldurulmuş kese kağıtlarında da satılır. Size sadece bu kese kağıdını evde mikrodalga fırına atmak kalır. Fakat öncelikle mısırın, GDO’lu (genetiği değiştirilmiş mısır) olmaması gerekir. İkincisi tanelerin içine konduğu kese kağıdında, yapışmayan ince bir kimyasal katmanlı astar bulunur. Tıpkı teflon tava gibi. Bu katman, zamanla çözülür ve PFOA olarak bilinen, perflorooktanoik aside dönüşür. Bu da kanserojen bir maddedir. K a r a c i ğ e r i , bağışıklık sistemini ve hormonları zehirler. Karaciğer, mesane, böbrek ve prostat kanserlerini tetikler. Organik mısır, doğal yollarla patlatıldığında, son derece sağlıklı bir üründür. Kalorisi düşük, lif oranı yüksektir. Güvenle yiyebilirsiniz. Organik mısır da olsa, kesinlikle içine sağlıksız yağlar, yapay tatlandırıcılar, şeker veya tuz ilave edilmemelidir. Burada suçlu, mikrodalga fırın değil, kese kağıdıdır. Siz, çarşı-pazar esnafının kullandığı kese kağıdıyla da aynı işi sağlıklı bir şekilde yapabilirsiniz. Ama kese kağıdı, gazeteden yapılmış olmamalıdır.

İŞLENMİŞ ET

Sosis, sucuk, jambon, salam gibi ürünler, işlenmiş etlerdir. Bu etler, lezzetlerini artırmak, değiştirmek ve raf ömürlerini uzatmak için modifiye edilir. Modifiye yöntemleri ise kurutmak, fümelemek, tuzlamak ve koruyucu kimyasal maddeler eklemektir. Dünya Sağlık Teşkilatı WHO’nun (World Health Organization) yan kolu olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (International Agency for Research on Cancer), işlenmiş etlerin insanlarda kanserojen etki yarattığını resmen açıklamıştır. Bu açıklama, 800 kadar araştırmanın bileşkesi niteliğindedir. Örneğin, her gün 50 gram işlenmiş et yemek, kolon kanseri riskini yüzde 18 artırmaktadır. Bu miktar, bir sosis veya dört dilim salam karşılığıdır. Kansere neden olan kimyasallar, et işlendiği sırada oluşmaktadır. Bunlar; nitrat türevleri ve PAH olarak bilinen, polisiklik aromatik hidrokarbonlardır.

ÇİFTLİK BALIĞI

Hepimiz balık yemenin sağlıklı olduğunu düşünmeye eğilimliyiz. Özellikle somon gibi soğuk su balıkları, yüksek omega-3 içeriğine sahiptir. Fakat bir şartla. Doğal olarak beslenirlerse. Çiftlikte yetiştirilen balıklarda yüksek omega-3 oranlarına rastlanmaz. Çünkü bu balıklara, doğal olmayan yemler yedirilir. İşin içine antibiyotikler ve kimyasallar girince balığın sağlıklı kalması söz konusu olamaz. Çiftlik balıklarında yüksek oranlarda, PCB olarak bilinen, poliklorinli bifeniller görülür. Bu da bir grup endüstriyel kimyasaldır. Balığa pembe rengini vermek için de sentetik pigmentler kullanılır. Oysa somonun pembeleşmesi, doğal yollarla olmalıdır. Doğal yaşamında avlanmış balıklar en iyi seçenektir. Fakat artık doğal ortamlar da temiz değil. Bu balıklara cıva gibi kimyasallar bulaşma ihtimali çok yüksektir. Kılıç balığı, uskumru, ton balığı, lüfer, tatlı su levreği, köpek balığı, yayın balığı, morina gibi. Sağlıklı balıklara birkaç örnek ise şunlar: Sardalye, somon, hamsi, kerevit, mezgit.

SODA

İçinde sodyum karbonat bulunan bir meşrubattır. Çözülmüş halde karbondioksit gazı da olduğundan kapağı açıldığında köpürür (Maden suyu ile karıştırmamak gerekir. Maden suyu doğal, soda yapaydır). Sodaların hiçbir besleyici değeri yoktur. Yüksek miktarlarda fosfat, şeker ve kimyasal içerirler. Kimyasallar; yapay lezzet katıcılar, yapay renklendiriciler ve yapay tatlandırıcılardır. Besleyici özellikleri olmadığı gibi içildiğinde vücuttaki besleyici unsurları da yok ederler. Bütün bunlar, kansere neden olan maddelerdir. Yapay tatlandırıcılar arasında en büyük endişe kaynağı, sakarindir (Sakarin, Latince şeker demektir). Yapay tatlandırıcı olarak “aspartam” da kullanılır. Aspartamın laboratuvar hayvanlarında beyin tümörüne yol açtığı gözlenmiştir. Soda asidiktir. Alüminyum kutudan içildiğinde vücuda bol miktarda alüminyum girer. Alzheimer’a da neden olur. Alzheimer hastalarının beyinlerinde yoğun miktarda alüminyum görülür. 1906’da Alman doktor Alois Alzheimer’ın tanımladığı bu hastalık, kişinin günlük yaşamını sürdürmesini engelleyen bir rahatsızlıktır.

KONSERVE DOMATES

Organik domates elbette ki sağlıklıdır ama teneke konserve kutusu içine girdiğinde aynı şey söylenemez. Teneke konservede kısaca BPA olarak bilinen Bisphenol A bulunur. Bu da kanserojen bir maddedir. Domates zaten asitli bir besin maddesidir. Bir de BPA ile tepkimeye girdiğinde ortaya sağlıklı bir bileşim çıkmaz. Domatesler tarladan fabrikaya geldiğinde işleme aşamasına geçmeden yıkanır. Ama zarına bulaşan haşere ilaçları, bir başka tehlikedir. Zarının soyulması yetmez. Çünkü ilaç içeri nüfuz etmiştir. Bu nedenle domatesler de “Kirli Düzine” içine katılmıştır. En iyisi, organik yetiştirilen taze domatesi tüketmektir. Onu da bulabilirseniz. 

ÇOK SICAK ÇAY/KAHVE

Çay/kahve, pek çok toplumun geleneksel olarak tükettiği içeceklerdir. Fakat bunları çok sıcak bir şekilde içmeye kalkışmak, yemek borusu kanserine neden olur. Çayda güçlü antioksidanlar bulunur. Faydalıdır. Ama içilebilecek sıcaklıkta olmalıdır. Amerikalı araştırmacılar, yıllarca değişik kültürlerde çay içme alışkanlıklarını incelemişler, sonunda Ortadoğu ve Asya’da insanların daha çok yemek borusu kanserine yakalandığını belirlemişlerdir. Sebebi, bu coğrafyalarda halkın çayı, çok sıcak olarak tüketme eğilimidir. Çayınızı makul sıcaklığa düşmeden içmeyin. Kedileri gözlemleyin. Asla sıcak bir yiyecek yemezler.

YANMIŞ YİYECEK

Özellikle de beyaz/kırmızı et ve balık. Mangalda, açık ateşte pişirdiğiniz etin küçük bir parçasını, ne kadar dikkat etseniz de yakarsınız. Yanmış kısımları asla yemeyin. Izgaranın şeklini almış hafif yanık et, kokusuyla birlikte çok cazip görünebilir. Ama sağlıksızdır. Mide, kolon ve pankreas kanserine davetiye çıkarır. Proteinli ürünler yandığında, proteini oluşturan amino asitler, HCA olarak bilinen heterosiklik aminlere (protein zengini gıdaların 150 derece üzerinde pişirilmesiyle ortaya çıkan kimyasallara) dönüşür. Bunlar kanserojendir. DNA’ya zarar verip mutasyona (vücut yapısı ve metabolizmanın değişimine) neden olur. Eti tavada kızartmak veya kaynar suda haşlamak da aynı etkiyi gösterir. Ama etin mangalda yanması daha tehlikelidir. Ateşe düşen yağ, duman yapar. Duman, etin lezzetine lezzet katsa da ortaya polisiklik aromatik hidrokarbonlar (ateşte yan ürün olan hidrokarbonlar) çıkarır. Bunlar da kanserojendir ve kanser riskini yüzde 60 artırır. 

Yorum Gönder

0Yorumlar