AHLAT: Bitlis’e bağlı küçük bir ilçe

AHLAT, EŞİ BENZERİ OLMAYAN ŞAHESER KÜMBETLERİ, UÇSUZ BUCAKSIZ MEZARLIKLARI VE TÜM TERK EDİLMİŞLİĞİYLE TARİHİ KALBİNDE TAŞIYAN BİR ŞEHİR.

Bitlis’e bağlı küçük bir ilçe. Küçük ama manevi anlamı ve varlığı Türkiye kadar geniş. Adı Ahlat; yani diğer adıyla devletin hamurunun karıldığı kazan. Tarih kitaplarının anlattığı kadar parlak bir kılıç.
Süphan ve Nemrut dağları arasında Van Gölü’ne nazır bir iklimde kurulmuş yüzlerce yıllık yorgun bir şehir. Bir dönemin bilim ve sanat merkezi. Selçuklu'nun ‘Merkez Üssü’, Osmanlı’nın ‘Ata Şehri’, Müslümanların ‘Kubbet-ul İslam’ı’ ve bir Rönesans karargâhı. Kayı boyunun Anadolu’daki ilk durağı. Güzel, yorgun ve kadim bir Oğuz taifesi şehri. Ahlat, eşi benzeri olmayan şaheser kümbetleri, uçsuz bucaksız mezarlıkları ve tüm terk edilmişliğiyle kendisine bile meydan okuyan, tarihi kalbinde taşıyan bir şehir. Ah’lar ağacı.
Tarihi ritmin olanca güzelliğiyle aktığı bu güzel şehir, kümbetlerin içerisinde huzur ve huşu içinde uyuyan bir zamanların en kudretli ruhlarına dualarla seslenebileceğiniz emin ve saklı bir hazine ve Anadolu’nun taş bekçilerinin kıymetiyle sırlanmış aziz bir beldedir.

Ankara-Tatvan güzergâhında yol alan Van Gölü Ekspresi’nin 28 saat süren seferi sonunda vardığımız Tatvan’da, şehir merkezinden bindiğimiz bir minibüsle yaklaşık 30 dakika sonra Ahlat’a ulaşmıştık. Ahlat’a ulaşmak da en az Ahlat kadar güzeldi aslında.
Ahlat şehir merkezine yakın mesafedeki, Anadolu’nun Orhun Abideleri olarak anılan, dünyanın en büyük İslam mezarlığı, yani Selçuklu Kabristanı ziyaret edilecek ilk durağımız. Mezarlığa girerken zarif mimari üslubuyla dönemi için bir şaheser olarak kabul edilen, Ahlat’ın simgesi durumundaki Emir Bayındır Kümbeti’ni görmek mümkün. Günümüzde varlığını tüm ihtişamıyla sürdüren 7’si kitabeli, diğer 7’si kitabesiz toplam 14 kümbet mevcut Ahlat’ta. 14 kümbet dışında, ayrıca, kümbet mimarisi kullanılarak Abdurrahman Gazi adına inşa edilmiş bir anıt mezara da ev sahipliği yapıyor Ahlat. Şehirde muhtelif yerlerde bulunan kümbetlerin hepsini gezmek -zaman açısından- gayet mümkün.

Hepsi ayrı bir sanat eseri sayılan, taşlarına nakşedilmiş yazı ve şekilleriyle dikkat çeken, boyları 4 metreyi aşan anıtlaşmış mezar taşlarından oluşan Selçuklu Mezarlığı’na adım attığınız ilk anda karşılaşacağınız ürpertici görkem ve tüm ruhunuzla şahit olacağınız o sonsuzluk hissi karşısında yüksek dozda bir heyecan duymamak gerçekten çok zor. Büyük Cihan Harbi’nde Ahlât’ı işgale gelen Rus birliklerinin tarihi Selçuklu Mezarlığı'ndaki şimdi karşınızda duran bu taştan manevi muhafızları, sıraya dizilmiş Türk askerleri sanarak, saatlerce top atışıyla uzaktan vurduğunu hatırlamak gerekir. Top atışlarının sebep olduğu, bugün bile görülebilen o tahrip izlerinde, Yahya Kemal’in “biz, ölülerimizle birlikte yaşarız” sözlerinin anlamını bulabilmek mümkündür. Ahlât bize geçmişi fısıldar. Köklerimizden arşa doğru akan alabildiğine derin bir ırmağın taşıdığı bin yıllık tarihi yolculuğumuzdaki en önemli duraklardan biridir bu topraklar. Burada bulunan eşsiz mezarlıkların sırrına vakıf olmanın bir bedeli vardır, ödenecek bu bedel; Selçukluların ruhundan taşan bir rüyanın tabirine talip olmaktan geçer. Kalbimize akan tarihi ırmaklar, üzerine birikmiş alüvyonlarından bu şekilde arınabilir ancak. Zemini bereketli, kökleri baki, referansları sağlam ve toprakları ilahi bir duanın iklimiyle kaim. Her daim kendine kefil, zamanı büyüleyen ve sonsuzluğa doğru bakan bir şehrin ezeli nefesi… Çehresine ölüm yazılmış, sened-i ittifak, dar-ı bele, ebedi istirahatgâh; Ahlât.

Gabrial Garcia Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı o anıt romanında şöyle bir ifade yer alır: “İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.”

Burası Ahlât, eğer biraz dikkat kesilirseniz; kılıç şakırtılarını, mezar uğultularını ve yas törenlerini duyabilirsiniz, sessizliğin içinde uyuyan bir tarih kulaklarınızda yankılanacaktır. Ahlât’ın kümbetlerinden ve anıt mezarlarından arşa doğru yükselen bu ilahi müziğine kayıtsız kalamayacaksınız.

AHLAT'TA YAPILMASI GEREKİLEN 5 ŞEY:
• Van Gölü Restoran’da kavurma yemek.
• Öğretmenevinin göl kıyısına nazır kafesinde saatlerce oturmak.
• İskender Paşa Cami, Kadı Mahmut Cami ve Ulu Cami’yi vakitlice ziyaret etmek
• Tarihi Selçuklu Mezarlığı’nın hemen yanında bulunan müzeyi gezmek.
• Harabe Şehir’deki Ahlat Mağara Evleri’ni keşfetmek. 

Yorum Gönder

0Yorumlar