Evrenin Simülasyon Olabileceğini İşaret Eden 5 Sebep

1. Hız Limiti 

Evrenin bir hız limiti var. Einstein, hiçbir şeyin ışıktan hızlı olamayacağını keşfetmişti. Işıksa ne yavaşlıyor, ne de hızlanabiliyor. Aslında ışığın boş uzay-zaman dokusunda neden böylesine yüksek bir hızda hareket etmekte olduğunu bile anlamakta zorlanıyoruz.
Bunun yanıtı kuantum ölçeğine inilince alınabiliyor. Dünyamız sanal bir gerçeklikse, verilerin işlenmesine dayalı bir sistem olmak zorunda. Bilgisayar bilimlerinde bu tür bir durumun oluşabilmesi, yani enformasyonun tanımlanabilmesi için sonlu kümeler içinde bir seçim gerçekleşmesi gerekir. Öyleyse bu sonlu kümeler dünyasının tıpkı bilgisayarlarda olduğu gibi bir tarama hızına da sahip olması lazım.
Dijital imajlar piksellerden oluşuyor. Bizim dünyamızda da pikselleri andıran bir şeyler mevcut. Atomun ve parçacıkların mikro ölçekli dünyasındaki Planck ölçeği bir bakıma piksellere benziyor. Çünkü ondan daha küçük bir birim mevcut değil. Sonuçta en formasyonun bir pikselden diğerine aktarımı için belirlenen sabit bir hız, veri aktarımı çevriminin hatasız çalışmasına yardımcı olur. Nitekim bazı fizikçiler ışık hızını "uzayın hızı" olarak adlandırıyor.

2. Zaman Genleşmesi 

Uzay-zaman homojen bir yapı olduğu için uzaydaki hareket, zamandaki hareketi etkiler. Uzay-zamanın maksimum hızı, ışığın hızına eşit. Bu homojen yapı içindeki hız dağılımı da yine ışığın hızı üzerinden belirleniyor. Örneğin, sabit dururken uzayda hareket etmediğimiz için sadece zamanda hareket etmiş oluruz. Evrenin hız limitiyle kıyaslanınca son derece yavaş hareket edebilen canlılar olsak da hareket etmeye başladığımız anda zamanda algılarımıza yansımayan bir yavaşlama gerçekleşiyor.
Mesafeler artıp, ışık yıllarıyla ifade edilmeye başlandığında hem bu hareket, hem de hareketin yönü zamanın akışını fark edilir şekilde değişime uğratıyor. Bir ikizimiz olduğunu düşünelim. Onu bir uzay gemisiyle ışık hızına yaklaşan bir hızda evrenin bilinmeyen yerlerini keşfetmesi için büyük bir maceraya çıkarıyoruz. Dünya'da beklemekte olan bizim için tam 1 yıl geçtiğinde, ikizimiz yolculuğuna dair anıları paylaşmak için buraya dönmüş olsa, bizi yaşlanmış halde bulurdu.
Einstein'ın zamanın doğasına dair sunmuş olduğu bu tablo, gerçeğin eğilip bükülebilir bir yapısı olduğunu gösteriyor.

3. Uzay-Zaman Bükülmesi 

Tıpkı zamanın yavaşlayıp hızlanıyor olabildiği gibi, uzay da esnek bir yapıda. Bu doku içine serpilmiş gök cisimleri, çevrelerini saran uzay-zamanı deforme ediyorlar.
Bir topu, uçlarından hafifçe gerilmiş bir çarşafın ortasına doğru yavaşça hareket ettirdiğimizde ortaya çıkacak olan bozulma gibi, uzay-zaman da içindeki nesne yoğunluğuna bağlı olarak az ya da çok deforme olabilir. Hiçbir maddenin bulunmadığı yerlerdeyse dümdüz olduğu düşünülüyor.
Dahası, aslında boş uzay diye bir şey yok. Uzayın bomboş olduğunu sandığımız noktaları bile kuantum seviyede kıpır kıpır. Bir anda ortaya çıkıp, aynı hızla ortadan kaybolan parçacıklar yoktan yere var olabiliyor. Tüm bunlar, uzayın garip yapısını gözler önüne sermek için yeterli.

4. Karanlık Madde ve Karanlık Enerji 

Yukarıdaki tuhaflıklar yetmezmiş gibi, ne olduklarını bilemediğimiz iki büyük gizemle karşı karşıyayız. Bunlardan biri, ışığı yansıtmadığı için göremediğimiz karanlık madde. Diğeriyse evrenin hızlanarak genleşmesinden sorumlu olan karanlık enerji. Karanlık maddenin ne olduğunu bilmiyoruz ama böyle bir madde olmasaydı galaksilerdeki gök cisimlerinin bir arada kalamayacağını, çünkü kütleçekim kuvvetinin tek başına bir galaksi oluşturabilecek kadar güçlü bir kuvvet olmadığını biliyoruz. Yani, galaksi içeriğini bir arada tutan şey bu göremediğimiz maddenin ta kendisi.
Benzer şekilde karanlık enerjinin de neden var olduğunu bilmiyor ama bir çeşit negatif kütleçekimi gibi davranarak evreni gerip genleştirdiğini biliyoruz. Bu esnada galaksilerin içindeki madde ve enerji dağılmadan bir arada kalmayı başarsa da aralarındaki uzay-zaman dokusu genleşen komşu galaksiler birbirlerinden hızla uzaklaşmakta.

5. Kuantum Dolanıklık 

Evrenin birbirinden çok uzak iki noktasında iki parçacığın birbirleriyle uzay-zamanın sınırlarına bağlı kalmadan anlık veri paylaşabildiğini düşünün. Bu gerçekten oluyor.
Birbirlerine aktarabildikleri şey, bizim enformasyon standartlarımıza göre anlamlı veriler sayılmaz. Ancak bunlardan birini izlemeye başladığımız anda, izlenen parçacık yukarıya doğru dönüyorsa, diğeri ona zıt yönde dönmeye başlıyor. Bu iletişim, ışıktan bile hızlı!
Günümüz kuantum bilgisayarları da tam olarak bu tuhaf durumu kullanarak çalışıyor.

Yorum Gönder

0Yorumlar