MAĞARALAR NASIL MEYDANA GELİR

Mağaralar, genellikle aynı cins arazi içinde bulunur. 

Mesela memleketimizde mevcut olduğunu tahmin ettiğimiz 40.000 kadar mağaranın en azından 39.500'ü K alker (Kireçtaşı) içinde bulunmaktadır. Kireçtaşları ve benzeri taşlar ki, bunlar tortul kayaçların özel bir sınıfını teşkil eder ve bu sınıfta Kalker, Dolomi, K alsit, gibi karbonatlı ve jips gibi sülfatlı taşlar bulunur. İşte mağaraların çok büyük bir ekseriyeti bu formasyonlar içindedir. Diğer formasyonlar içinde de birçok özel şartların bir araya gelmesiyle, çok nadir olarak teşekkül eden mağaralara da tesadüf edilir.


Andezit, bazalt ve trahit gibi volkanik formasyonlar içinde de mağarabra rastlanır Bu gibi mağaralara güzel bir misal olarak Konya ilindeki Suğla gölünün kuzey sahilleri yakınında, Orta Karacaören köyündeki andezitler içindeki mağaraları gösterebiliriz. Bundan başka, gre (Kumtaşı) granit v.s. gibi diğer tortul ve mağmatik kayaçlar içinde de çok ender olarak mağaralara rastlanır.
Mağaraların çok büyük bir ekseriyetinin bulunduğu kalker ve dolomi gibi tortul kayaçların menşei, kimyasal ve biokimyasal olup, genellikle eski denizlerde çökelmeyle teşekkül etmişlerdir.

Karbonatlı kayaçların en mühim özelliği, COı (Karbon dioksit) gazını havi sular içinde erimeleridir. C02 gazı hem atmosferde, (3 / l 0.000 miktarında) hem de bitki köklerinin bulunduğu bitkisel toprak tabakası içinde mebzul olarak bulunmaktadır. Bütün canlı varlıkların terkibinde C (Karbon), O (Oksijen), N (Azot) ve H (Hidrojen) vardır. Canlı varlıklar, yaşamak için muhtaç oldukları enerjiyi organik birleşimlerdeki (C) karbonu yakarak elde ederler. 

Kalkerler, en eski jeolojik devirlerden beri, (2500 - 3000 milyon sene eski olan 1. Zamanın Prekambriyen devrinden beri) teşekkül etmektedir. Menşeyi, anlattığımız bu şekilde olan kalker bir masif üzerine düşen yağış suları, atmosferden geçerken ve yer yüzüne düştükten sonra da, zemine nüfuz ederken, bitkisel toprak tabakasında bulunan uzvi bitki bakiyelerinden elde ettiği C02 gazı ile birleşirler ve: 
HıO (su)+ COı (karbon gazı)= H2COı (asit karboniği) meydana getirir. Bu da, kalsiyum karbonat (Ca COı) terkibindeki kalkeri eritir. Bu reaksiyon şöyle devam eder:
Ca COı + COı + H20 = (COıH2) Ca (Kalsiyum bikarbonat) kalker, karbon gazı ve su, kalsiyum bikarbonatı meydana getirirler. Fakat bu reaksiyon pek basit olmayıp, her iki yöne de işleyen tiptendir. En ufak bir basınç ve ısı değişikliğinde, reaksiyon, aksi yöne, yani, sağdan sola işler.

Kalker bir masif üzerindeki bir bitki örtüsü bulunan mesela, bir çayır üzerine düşen atmosferik yağış suyu, buradan temin ettiği, COı gazı ile zenginleşir ve asit karbonikli bir su halinde kalker çatlağı içine dahil olur. Kalker masif içine geçen su, bir miktar kalsiyum karbonatı, yukarıdaki kimyasal reaksiyonda görüleceği gibi, soldan sağa işleterek eriyebilir, bi-karbonat haline getirir. Bu solüsyon, mağara tavanına vardığında, değişik vasıftaki bir atmosfere ulaşır. Mağara havasındaki daha az miktarda bulunan COı gazı, eksik bulunan C02 gazını, bi-karbonatlı solüsyon içinden temin eder ve denklem bozulur bu sefer sağdan sola olan reaksiyon işler ve bunun neticesinde de bir miktar Ca COı, çökelmeye maruz kalır. Bu şekilde mağara tavanından aşağı doğru uzayan sarkıtlar (St1laktit) ve mağara zemininden yükselen, dikitler (Stalagmit) meydana gelir.

Neticede, asit karbonikli suların genişlettiği kalker çatlak ve boşlukları büyüye büyüye mağara, galeri ve salonlarını meydana getirirler. Öte yandan deniz hayvanları kabuklarının denizin dibine çökmesiyle meydana gelen ince kum ve çamur görünüşündeki tabaka, jeolojik devirler boyunca sertleşir ve bu suretle, kalker tabakaları teşekkül eder. Bundan sonra, orojenik hareketlerle yükselmeler başladıktan sonra, deniz dibi dağ şeklinde yükselmeye maruz kalır. Bir yandan da Karstik Korozyon (Kimyasal erozyon = aşınma) devam ettiğinden mağaralar ve yeraltı sistemleri gittikçe büyümeye başlar. Mamafih mağaraların da aynen canlılar gibi bir doğma, büyüme ve duraklama (fosil) safhaları mevcuttur. Fosil safhaya geçen bir yeraltt sisteminde duraklama devresinden sonra, harabiyet başlar.

Yorum Gönder

0Yorumlar