Felsefenin ve Bilimin Başladığı Özgür Coğrafya Kuşadası Filozofları

Kuşadası filozofları neyle uğraşmıyorlar ki... 

Yerin, göğün, yaşamın fizik yapısıyla, varlığın genel yasalarıyla, matematikle, sanatla, bilgi kuramıyla, dinle, devletle, gelenek ve göreneklerle, ahlakla... 

Bütün bunları, o zamana kadar gelen alışkanlıktan ayrılarak, farklı bir yoldan ve bilgi edinmek amacıyla irdeliyorlar. 

Onlara, bu yüzden "filozof" (bilginin, bilgeliğin dostu) diyoruz. İlk kez, Kuşadası Körfezi filozofları kendi kişiliklerine, varlıklarına, akıllarına güvendiler. Evreni evrene dayanarak açıkladılar. Ne eski geleneklere, ne mitolojiye, ne dine, ne Tanrıya, ne devlete, ne otoriteye, ne etkili adamlara bağlı kaldılar. Kuşadalılar, varlığı özgürce kuramlara bağlamak istediler. Thales'le başlayan bu yeni yöntem, günümüze kadar gelen büyük doğruluk ve gerçek kapısını açtı.


İnsanın uygarlık yolundaki çırpınışlarını, ana çizgileriyle gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. İyonya, 2600 yıldır, bütün gelişimlerin varıp bağlandığı yer gibi görünüyor. Dünyanın her tarafında, aydınlar ve filozoflar, felsefi düşüncenin ilk İyonya’da doğduğunu bilir.

Pergelin ucunu Kuşadası Kasabası’na koyup, 80 kilometre yarıçapında bir daire çizelim. İşte İyonya burasıdır. Anadolu’dan bir boğazla ayrılan Sisam Adası da kültürel olarak Kuşadası (İyonya) toprağıdır. Homeros Sisam’ı Asya sayar. Bugünkü Batı uygarlığına götüren yolu açan düşünce ilk kez Kuşadası’nda görülür.

Kuşadası’na kadar, iki milyon yıldır insanda  düşünce, bilinç yeteneği vardı. Ama ilk biyolojik bilinç uyanışının acemiliği, insanı yanlış yollara sürüklemiş, din, devlet gibi kendi bilincinin yarattıklarının esiri olmuştu. Kuşadası’nda akıl, ilk kez, bu ikili sarmaldan kurtuldu. Kuşadası filozofları, sanki dünyaya gözlerini yeni açmış ilk insanlar gibi. Sanki kendilerinden iki milyon yıl önceden beri insanlar yaşamamış. İlk kendileri bu dünyaya atılmış gibiler. Hegel, bu insanlardaki hayrete çok önem verir. (Hegel 2006b: 177). “Mısırlı Rahipler, İyonları çocuklara benzetirler.” (Mengüşoğlu 2000:191). Öyle saf, öyle öncesiz bakıyorlar etrafa. Merak ve bilgisizlikle. Toprağa, havaya, ateşe, suya, gökyüzüne...

Ve ilk insanın, ilk çocuğun bilgisizliğiyle yanıtlar arıyorlar. Önemli şeyler bulduklarına inanıyorlar. İlk kez kendileri düşünüyormuş gibi.

Niye böyle? Çünkü Kuşadası’na gelene kadar insanlar gerçekten düşünmüyordu. Ruhların, Tanrıların, dinlerin, mitosların bulutu içindeydiler. Bütün bu bulanıklığa sonraları despotların körleştirmesi de eklenmişti. Yani iki milyon yıldır, insanlar evreni bir türlü çocuk gözleriyle görememişti. Olduğu gibi; gerçek rengi, mucizesi ve somutluğu ile.

Doğrudur. İnsanlar iki milyon yıl içinde ateşi, tekerleği buldu. Konuştu. Taşları, madenleri kullandı. Bitkileri, hayvanları ehlileştirdi. Ama bu evren ne? Bu gökyüzü, bu yeryüzü, bu boşluk bu doluluk ne? Ben neyim? Bu soruları sorup, kendi akıllarıyla hiç araştırmamış gibiydiler. Çünkü Kuşadası’ndan önce insanlar, çocuksu bir somutluktan çok, büyümüş de küçülmüş bir ruhçuluğa boğulmuşlardı. Kendi yarattıklarıyla cebelleşiyorlardı: İrili ufaklı Tanrılar, kutsal ruhlar, devlet ve despot saygısı… Evren ve insan, hep bunların buğusu içinde görülüyordu.

İki milyon yıldır ruhlar dünyasında uyuyan çocuk, Kuşadası’nda gözlerini açtı. İlk filozoflarda gördüğümüz hayret ve tazelik ondandır. Daha önce hiç dokunulmamış gibi taşı toprağı ellemeleri, güneşe yıldızlara bakmaları… O yüzden bu bakış, şaşılacak kadar geçmişsiz, yepyeni. Onun bize çok tuhaf gelen, eskilerden bir şey öğrenmemişliği, taze hayreti, saf çocuk merakı işte bundandır.

Evet, insanlık tarihinin perdesi ilk kez Mezopotamya’da açıldı. Yani yazı orada bulundu. Ama orada insan kendi değerini unutup “Tanrının kulu (kölesi)”, “devletin tebaası (bağlısı)” oldu. Gerçek insan olamadı. Tarihte gerçek insan (Özgür birey) Anadolu’da Kuşadası çevresinde çıkmış gibi. Hegel de Tarih Felsefesi’nde böyle söylüyor (Hegel 2006:21).

İÖ 600-500’lerde, orada Thales diye bir birey görüyoruz. Özgürce merak ediyor şu varlığı. Düşünüyor, düşündüğünü anlatıyor. Ne devlet ne de din onu prangalıyor. Oysa bu ikisinden biri mutlaka işe karışırdı.

Felsefe tarihlerinde gördüğümüz Elealılar, Kynikler, Kyrene Okulu, Sofistler, Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılar… yani dünyada eski felsefe adına ne varsa hepsi Kuşadası filozofları olan Thales’ten, Anaximandros’tan, Anaximenes’ten, Xenophanes’ten, Pythagoras’tan sonradır. Felsefe, eski Atina’ya, Elea’ya, Kıbrıs’a, Mısır ve Suriye’ye buradan gitmiştir.

Yorum Gönder

0Yorumlar